YUNUS EMRE

Milletimizin değer verdiği şahısları gönüllerinde yaşatırken, onlara sahip çıkıp kendi beldelerinde olduğunu ileri sürmeleri de gayet tabiidir. Yunus’un on yerde mezarının ya da makamının olması da bu yüzdendir. Yunus’a izafe edilen mezar, bugün Aksaray İli, Ortaköy ilçesinin Reşadiye köyündedir. (Yrd. Doç. Dr. Doğan KAYA) 

Bayazıd Devlet Kütüphanesi’nde bulunan bir mecmuada geçen bilgilere göre Yunus Emre’nin H. 720 (M. 1320/21) yılında vefat ettiği, 82 yıl yaşadığı ve döneminde Hacı Bektaşi Veli ve Mevlana Celâleddin Rûmi ile görüştüğü anlatılmaktadır. Bu bilgiler ışığında Yunus Emre’nin H. 638 ( M. 1240/41) yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Yunus Emre ile ilgili eserler incelendiğinde O’nun Türkçe’nin yanında Arapça ve Farsça dillerine; tefsir, hadis gibi dini ilimlerin yanında tasavvufla ilgili diğer ilimlere de vâkıf olduğu görülmektedir. 

Yunus, fikriyle insanlığın kötülüklerden kurtulup doğruya ve iyiye yönelmelerinde yardımcı olurken, arkasında ölümsüz bir fikir sistemi de bırakmıştır. Bu fikir sisteminde, ‘’ilahi sevgiye’’ dayalı bir varlık; ‘insan sevgisi, birlik, bilimsel çalışmalar, Allah’ın birliği, varlık sırrını arama ve ahlaki değerler’ en ideal biçimde işlenmektedir. 

Yunus Emre eserlerinde insanı; ‘’inanan, düşünen, çalışan, fikir üreten, toplum fertlerinin, birlik ve beraberliğini temin eden, hoşgörüyle bütün gönülleri coşturan, birleştiren ve yine mensubu bulunduğu toplumu yücelten, mevcuda daha yeniyi katan’ ‘’iki gününü birbirine eşit kılmadan, her gününü daha da verimli hale getiren’’ bir varlık’ olarak kabul etmektedir. 

Yunus Emre’nin şiirleri Anadolu tasavvufunun bütün özelliklerini yansıtır. Bir taraftan Yeseviliğin temsil ettiği Orta Asya tasavvufunun açık izlerini sergilerken, diğer yandan Mevlana’nın aşk ve hoşgörüye dayanan tasavvuf anlayışının estetiğini yansıtmıştır. Yunus Emre farklı bölgelerden gelen ve Anadolu’da birleşen tasavvufi temayüllerin hepsini birleştirmiş ve bunu eserlerinde ortaya koymuştur. 

Yunus Emre'yi halkın büyük kültür geleneğinden alıp, bilim dünyasına aktaran Fuat Köprülü olmuştur. Köprülü'nün 1918 yılında yayınlanan kitabı (Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar) Yunus için yapılmış ilk bilimsel çalışmadır. Hangi dünya görüşünden, hangi toplum katından olursa olsun, insanlık Yunus'un şiirinde kendinden bir nakış ve inanç unsuru bulmuştur. Böylece çeşitli Yunus yorumları ortaya çıkmış, O, dar zümrelerin, mezheplerin, dinlerin ve ulus birimlerinin üstüne çıkarak bütün insanların ve bütün zamanların dilinden konuşan bir rehber olmuştur. 

Yunus'taki aşk anlayışı, sadece sevenle sevileni kucaklayan bir felsefe değil, tüm mahkukatın yaratıcısına duyulan derin bir saygıdan ibarettir. O’nun şiirleri bir Selçuklu halısının göbeğine nakşedilmiş desenler gibi gönül dünyamızın derinliklerine kadar işlemektedir. Yunus'taki tevazu, insan sevgisi, yoksullara yakınlık, hoşgörü gibi ahlaki tavırlar ilahi menşeli bir kavrayışın sonucudur. Bu o kadar açıktır ki, Yunus, derviş adını verdiği âşık kişiyi anlatırken, bize nefsinden arınmış kâmil bir insanın portresini çiziyor. Derviş; ‘’Kalbi temiz olacak, halka yukardan bakmayacak, fodulluk edip bilgiçlik taslamayacak, emeği ile geçinecek, fazla doyup tıkanmayacak, gözü her dem açık olacak, gönülsüz olacak, bölücü değil barıştırıcı olacak, işinde gücünde tutumlu, derli toplu olacak." 

Allah’a kulluk etmenin asıl amacı, O’na doğduğu gibi tertemiz ulaşmaktır. Bu da gönülleri kırmamakla, onları onarmakla mümkün olabilir. İnsana gösterilen saygı ve sevgi bir bakıma Allah’a gösterilmiş demektir. 

“Nazar eyle itiri, 
Bazar eyle götürü, 
Yaradılanı hoş gör, 
Yaradandan ötürü”